Kitap: Tüfek, Mikrop ve Çelik – Jared DIAMOND

47

Yaşadığımız dünya hakkında ne kadar fikriniz var? Dünya haritasını açtığınız zaman bu harita size neler anlatıyor? ‘‘Rusya’da ne büyük bir ülkeymiş be!’’ mi diyorsunuz yoksa? Peki ya dünyanın en gelişmiş ülkelerinin neden Afrika kıtasında veya Güney Amerika’da olmadığını hiç düşündünüz mü? Değerli madenler denince aklımıza Afrika gelmesine rağmen onların açlık sınırlarında yaşamasını Avrupalıların sömürüsüne bağlıyor olabilirsiniz, peki ya neden Afrika sömürge haline gelen koca bir kıta oldu da bu madenlerden faydalanıp dünyanın hakimi olamadı? Bu biyolojik bir eksiklik olabilir mi? Tabii ki olamaz. Peki ya neden diye soracak olursanız işte size harika bilgiler içeren, her sayfasında ayrı bir macera olan bu kitap cevap verecek! Tüfek, Mikrop ve Çelik.

Yeni Gine’de kuşların evrimi hakkında incelemeler yapan Amerikalı biyolog Jared Diamond’a bir yerli tarafından sorulan ‘‘Siz beyazların bir sürü kargosu var, bizim ise yok, neden?’’ sorusuna cevap veremeyen yazarımız konuyla ilgili araştırma yapmaya başlar. Burada yerlinin kullandığı kargo kelimesiyle beyazların sahip oldukları eşyaları kastetmektedir. Aslında bütün kitaptaki anlatılanlar bu soruya cevap bulmak için araştırılan konulardır. Yazarımız ise bu sorunun cevabını tüm insanlığın eşit şartlarda yaşadığı dönemden itibaren tarihsel olayları araştırmasıyla gün yüzüne çıkartacaktır. Yaklaşık 13.000 yıl önceye, son buzul çağının sona ermesiyle, havaların ısınması ve yağışların artmasıyla beraber insanlığın dünyanın farklı noktalarında nasıl geliştiğini ve bugün insanların arasındaki makasın nasıl bu kadar açıldığını incelemeye başlayan yazarımız 30 yıllık bir süre boyunca araştırmaları sonucunda bu kitabı yazıyor. Bu araştırmalar sonucunda ise yazarımız bakın bakalım bize neler anlatıyor. Şimdi insanlık tarihinde yolculuk başlıyor.

13.000 yıl önce dünyanın farklı noktalarında avcı-toplayıcı olarak yaşayan insanlar günün büyük bir kısmını avcılıkla ve toplayıcılıkla geçirip düşük miktarda yiyecek elde ediyor ve bu elde ettikleri yiyecekleri depolama imkanları bulunmuyordu. Bu yiyecekleri elde etmek için hem çok fazla emek harcıyorlar hem de karşılığında çok fazla besin elde edemiyorlardı. Ayrıca sürekli göç etmek zorunda kaldıkları için doğum oranları düşüktü. Besin azlığı ve göç sebebi ile doğum oranlarının az olması insanların nüfuslarını sürekli baskı altında tutuyor ve gruplar halinde yaşayan topluluklar büyüyemiyor ve herhangi bir teknolojiyi geliştirmeye vakit bulamıyorlardı. Peki ya ne oldu da bu durum değişti?

Teknolojinin -burada kastım dönemin teknolojisi- gelişmesine olanak sağlayacak mihenk taşı dünyanın belli başlı bölgelerinde tarımın başlamasıydı. Böylelikle insanlar daha az enerji ile avcı-toplayıcılığa göre daha fazla besin elde ediyor ve yerleşik hayata geçişten dolayı nüfusları artmaya başlıyordu. Dünyanın farklı bölgelerinde artık tarım başlamış ve bunun kazandırdığı avantajlar ile teknolojiler gelişiyordu. Burada ise aklımıza şu soru gelebilir, neden tarım dünyanın belli bölgelerinde başladı? Buna cevap olarak kısaca şöyle diyebilirim: tarıma uygun bitkilerin varlığı ve bitki gelişimi için uygun iklim. Dünyanın farklı bölgelerinde tarım başlamasıyla bazı bölgelerde yerleşik hayata geçiş hızla artarken bazı bölgelerde ise bu oldukça yavaş oldu. Bir örnek vermek gerekirse Amerika kıtasında coğrafi koşullar nedeniyle teknoloji çok yavaş gelişiyor hatta Amerika kıtasının belli başlı bölgelerinde aynı teknoloji birbirinden haberdar olmayan halklar tarafından yeniden keşfediliyordu. Oysa bu engellerin bulunmamasından dolayı Asya ve Bereketli Hilal’de bu böyle olmuyor, keşfedilen yeni teknoloji hızla diğer halklara yayılıyordu. Bunların yanı sıra sahip olunan bitkilerin çeşitliliği, besin içerikleri ve daha sonra bitkiler kadar önemli olacak evcilleştirilebilir hayvan varlığı da işin içine girince makas iyice açılmaya başlıyordu.

Artık dünyanın bir kısmı tarımla tanışmış ve hayvan evcilleştirmeye başlamış bir şekilde yaşıyordu. Her geçen gün avcı-toplayıcılar azalıyordu. Yerleşik hayata geçen ve tarım yapan insanlar tarafından avcı-toplayıcılara ya teknoloji aktarılıp tarıma geçmesi sağlanıyor ya da fethedilip yerlerine kendileri geçiyordu. Burada yerleşik hayattakileri güçlü yapan şeyler ise hem besin varlığı ve buna bağlı olarak yüksek nüfus hem de sahip oldukları teknolojilerdi.

Neden avcı-toplayıcılar tarıma geçmekte ısrarcı oldu dersiniz? Israrcı oldular çünkü bazı bölgelerde hem iklim hem de bitki varlığından dolayı tarım yapılabilecek zenginlikte değildi. Kimi bölgeler tarım için çok soğuk veya kurak iken kimi bölgelerde evcilleştirilebilecek bitkiler ya yoktu ya da besin içerikleri avcı-toplayıcıları yeterince besleyemiyordu.

Tarım ile açılan makas aslında bugünün dünyası hakkında bize çok fazla ipucu veriyor fakat aklımızdaki sorular bunlarla elbette bitmiyor. Günümüzün Avrupa’sı ile Afrika’sı arasındaki fark tamamen tarımdan mı kaynaklanıyordu?

Tarımın ve hayvancılığın yoğun bir şekilde yapılması ve hızlı bir şekilde tüm Avrupa ile Asya’da yayılması sonucunda bunu takip eden bakır ve demir işleme ile Avrasya’daki insanlar yeni teknolojileri hayatlarına katıyordu. Evcilleştirilmiş hayvanların hem etinden hem sütünden faydalanan Avrasyalılar ayrıca hayvanların yünlerinden, derilerinden, gübrelerinden ve hatta kas güçlerinden faydalanıyordu. Burada önemli bir nokta ise dünyanın evcilleştirilebilir hayvanlarının büyük bir kısmının Avrasya’da bulunmasıydı.

Dünya yeni bir güne uyandığında uzun bir zamandır atların üstünde olan İspanyollar gemiler ile ‘‘Yeni Dünya’’ arayışındaydılar ve Güney Amerika kıtasına ulaşmışlardı. Güney Amerika’nın yerli halkı, at üstündeki İspanyolları görünce tanrı zannetti. İspanyollar İnka İmparatorluğu ile karşılaşmıştı. İnkalı bazı vatandaşlar hükümdarları olan Güneşin Oğlu Atahualpa’ya kafalarında tencere olan insanların geldiğini, bir canlının üstünde olduklarını ve halkın onları tanrı zannettiğini ifade etti. İspanyolların kafasındaki miğferi tencere, atın üstündekileri insanları ise tanrı zanneden İnkalı halk tedirgindi. Atahualpa gelenlerin tanrı olmadığını biliyordu ve onları bir yere davet etti. O davette 168 İspanyol yaklaşık 80.000 kişilik İnka İmparatorluğunu sahip oldukları tüfekler, çelik kılıç ve miğfer gibi teknolojileri ile fethettiler.  168 kişilik İspanyol ordusu kayıp vermeden 80.000 kişilik İnka ordusunu mağlup etmişti. Atahualpa ise esir düşmüştü.

İspanyolların sahip oldukları mikroplar yerli halka bulaşarak tüm Amerika kıtasına yayılmaya başlamıştı. Neden mikroplara sahip olanlar İspanyollardı? Bunun cevabı aslında evcil hayvanlardı. Bulaşıcı hastalıklar insanlara evcil hayvanlardan geçiyordu. Avrasyalı insanların evcil hayvanların etinden sütünden faydalanması ile onlara bu hastalıklar bulaşmış ve bir zamanlar Avrasyalı insanları da öldüren mikroplara karşı Avrasyalılar zamanla direnç kazanmıştı. İnkalıların ise sahip olduğu tek evcil hayvan lama idi. Lamaların sütü yoktu ve toplu şekilde beslenmiyor ve insanların evlerine yakın yerlerde yaşamadıkları için İnkalıların mikropları yoktu. Avrasyalılarla beraber gelen mikropların hızlı bir şekilde Amerika kıtasında yayılması İspanyolların fetihlerini kolaylaştırıyordu. Bu mikroplardan dolayı çiçek hastalığına yakalanan Amerika kıtasındaki yaklaşık 20 milyon insanın öldüğü tahmin ediliyordu. İşte tarımla beraber başlayan yerleşik hayat macerasının sonucunda tüfek, mikrop ve çeliğin gücü gözler önündeydi.

Avrupalıların sömürge arayışı bitmiyordu, bu sefer sıra Afrika kıtasındaydı fakat burada işleri sandıkları kadar kolay olmayacaktı. Güney Afrika’da hızlı bir şekilde sömürge kuran Avrupalılar Afrika’nın iç kısımlarına doğru ilerleyince beklenmedik durumlarla karşılaştılar. Yerli halk Amerika kıtasındaki kadar kolay bir şekilde Avrupalıların sömürge kurmasına izin vermese de Avrupalıların teknolojilerine karşı da pek fazla duramadılar. Tropik bölgelere kadar ilerleyen Avrupalıların hiç beklemediği bir şey oldu; mikroplar. Amerika kıtasını fethederken mikropların yardımından faydalanan Avrupalılar bu sefer Afrikalıların mikroplarıyla karşılaştı. Bu sefer zamanla mikroplara karşı direnç kazan Afrikalılardı. Avrupalıların daha önce karşılaşmadığı bu mikroplar Afrikalıları etkilemezken sivrisineklerden bulaşan sıtma Avrupalıları yenik düşürdü. Mikroplar şimdi Avrupalıların karşısındaydı. Avrupalıların işlerini zorlaştıran etmenler olmasına rağmen Avrupalıların gözü Afrika’nın madenlerine çoktan dikilmişti ve teknolojileri sayesinde onları ele geçirmeyi başardı. Günümüz dünyasında ise bu sürecin etkisi çoğu yerde devam ediyor. İşte insanlık tarihindeki eşitsizlik böyle meydana geldi.

Kitapta her bölgenin tarıma nasıl geçtiği, evcilleştirilebilir bitki ve hayvan varlığı, coğrafi farklılıklardan oluşan teknolojinin gelişme ve yayılma hızı gibi birçok farklı konu kıta kıta işlenmiş. Ben elimden geldiğince konuyu özetlemeye çalışsam da aklınızda çok fazla soru işareti kaldığını biliyorum.  O soruların cevabını bulabileceğiniz bu kitap sayesinde eminim ki dünya haritasını açıp baktığınızda gördüğünüz şeyler çok daha farklı olacak. Örneğin Avrupa kıtasının 5 yarımadaya sahip olduğunu bu kitaptan öğrendim. Şimdi o mavi bilyeye baktığımda gözümde çok farklı şeyler canlanıyor.

Yukarıda bahsettiğim konular ilginizi çekiyorsa bu kitap sizin için kesinlikle başucu kitabı olmaya aday. Akıcı ve anlaşılır dili, güzel bir çeviri ve baskısıyla beraber rahat okunabilen bir kitap. Bol bol satırları çizdiğim ve sayfaların üzerine notlar aldığım, okuyup çok etkilendiğim en iyi kitaplar arasında olmayı sonuna kadar hak ediyor.

Yıllar boyunca baskısının olmamasından ötürü bir türlü okuyamadığım kitap, yeni baskıya geçmesi ve çok değerli birinden hediye olarak almamla beraber sindire sindire okuduğum harika bir süreçti. Sıradaki Jared Diamond’ın kitapları ile ben okuma serüvenime devam edeceğim. Sevgiyle kalın!

Visits: 404

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.