Anasayfa Blog Balıkçı

Balıkçı

3 1033

Hava soğuk, bulutlar karşıdan yavaş yavaş üzerime doğru geliyor, kara bulutlar. Her pazar olduğu gibi gene aynı banka oturup benliğime doğru çekiliyorum. Bu bank güneşle birlikte uyanıyormuş, önce balıkçılar buraya kısmetlerini kovalamaya geliyormuş. Bende bu banka oturup duygularımdan uzaklaşmaya çalışıyorum -genelde başaramıyorum ama.  Yelkovan akrebi kovaladıkça insanlar önümüzden geçmeye başlıyor, herkes bir telaş halinde. Kimi elinde simitiyle pazar mesaisine giderken kimisi de eşi dostu ile boğazı turlamaya başlıyor. Bir baba ile ufak oğlu benim manzaramın önüne olta takımlarını kuruyor. Ufak oğlan sanırım ilk defa babasıyla balık tutmaya çalışacak, oldukça heyecanlı bir şekilde babasının hareketlerini izliyor.   Babası oğlu için kocaman balıklar yakalayacağını söyleyince ufaklık oldukça mutlu oluyor. Babasına “Okulda arkadaşlarım kocaman köpekbalıklarının olduğu bir akvaryuma gitmişler, bende de bu balıkları görmek istiyorum.” diye söyleyince babası ona burada o balıkların yavrularının olduğunu söylüyor. Ufaklık ister istemez üzülse de, en azından renkli renkli balık yavrularını göreceği için heyecanından merakla bir bekleyiş içinde yerinde duramıyor. Balıkçı her oltasını çekişinde heyecanlanan ufaklık renkli balıklar göremeyince her seferinde hayal kırıklığına uğruyor. Ufaklık, ‘’Baba bu balıklardan yiyeceğiz değil mi?” deyince babası, “Karnımız acıktığında yiyelim” cevabını veriyor. Bu sırada solucana kanan balıklar yavaş yavaş balıkçıların kovasını doldurmaya başlıyor.

Balıkçılar kısmetlerini beklerken bankla sohbete dalıyorum. Bank martıların balıklarla olan ilişkisini yakından tanıyormuş, yüksekten bırakılan sarkaç gibi gökyüzünden hızla alçalan martılar denizden balığı kapınca tekrar yükselmeye başlıyormuş. Kısmetinin peşinden koşanlar gözlerinin doymasını beklemeden yerini yenilere bırakıyormuş. Bankın ağzı yok ama kitaplar gibi o da iyi bir gözlemci.

Güneş bugün çok nazlı, kara bulutlara karşı gelemiyor, öğle saatleri olmasına rağmen oldukça siyahlara bürünmüş bir hava var. Sağ taraftan bir ses duymaya başlıyorum. Ufak bir kız çocuğu ve anne-babasını görüyorum. Ufak kız oldukça yeni gözüken bisikletinin zilini çala çala ilerlerken  gözü oltasını çeken bir balıkçıya takılıyor, misinaya takılan balıkların çırpınışını seyrederken taşa takılıp düşüyor. Anne-babası kızını kaldırmak için yaklaşırken balıkçının ufak oğlu kıza doğru yardıma gidiyor. Kız oğlana doğru istemem dercesine bağırıyor. Bizim ufak oğlan suçluluk duygusuyla babasının yanına dönüyor. Ufaklık bir mahkum edasıyla kızın ailesini izliyor. Bu sırada babası durumun farkında değil, oğlunun üzgün olduğunu görünce onu mutlu etmek için yolun karşı tarafında bulunan balıkçıdan ekmek arası balık yaptırıp meyve suyu ile birlikte oğluna uzatıyor. Birden yüzü gülen ufaklık, “Ekmeğimdeki balık hangi renkti babacım?” sorusunu yöneltiyor, babası cevap verdiği sırada evden getirdiği domates ve salatalığı, sabah fırından aldığı ekmeğin arasına doğramaya başlıyor. Onlar afiyetle yemeklerini yerken bende ufak kızın bizim oğlana yaptığı hareketin sebebini düşünmeye başlıyorum. İnsan demek ki bu yaşlarda el uzatana yüz çevirmeyi öğreniyor diyorum.

Ufak kız beni hayattan soyutlamayı başarıyor aslında. Benim bu bankta duygularımdan uzaklaşmam için beni buralara getiren kişi de acaba küçükken böyle miydi diye düşünmeden edemiyorum.  O da el uzatana yüz çevirmiş midir derken onun nasıl mükemmel bir insan olduğu aklıma geliyor, yapmamıştır tabii ki diyerek olayı unutmaya çalışıyorum. Belki de sadece kendimi kandırıyorum. Ben onu unutmaya çalıştıkça sanki beni kovalar gibi canlanıyor zihnimde. Kovamıyorum, git diye bağırmak istedikçe gülümsüyorum ona doğru. Hayal meyal görüyorum, birisi yaklaşıp üzerime mont bırakıyor, tanıyorum sanki onu, ardından sessiz gelişi gibi tek kelime etmeden uzaklaşıp gidiyor. Ufak çıtırtılar ile balıkçının apar topar oğluna yolun karşısındaki binanın altında beklemesini söylediğini duyuyorum. Birden ensemde ıslaklık hissediyorum, yoldakn hızla geçen arabanın tekeri suyu banka doğru sıçratmış olsa gerek. Gözlerimi açtığımda ne ufaklığı ne de balıkçıları görebiliyorum, yağmur olan hızıyla insanları kapalı alanlara çekmiş. Sahilde tek başıma bankta oturuyorum. Sırtımda pembe bir mont ile ne soğuğu ne de yağmurun ıslaklığını hissetmediğimi fark ediyorum. Peki ya montu kim sırtıma bıraktı, hayal değil miydi o diye içimden geçiriyorum. Yoldan geçen insanlar deli görmüş gibi bana bakıyorlar, belki de doğru düşünüyorlar.

 

SIMILAR ARTICLES

3 Yorumlar

Leave a Reply